İBN HALDUN’UN KELAM İLMİNE ‘GAYE’ MERKEZLİ YAKLAŞIMI


Creative Commons License

Kıyıcı B.

in: İlahiyat Bilimlerinde Makâsıd II, Doç. Dr. Yunus KAPLAN Doç. Dr. Mustafa Harun KIYLIK Dr. Sevda AKTULGA GÜRBÜZ Dr. Mustafa ACAR Dr. İbrahim GÜNGÖR Dr. Nurullah YILMAZ Dr. Mazhar DEDE Dr. Abdullah SAVAS Dr. Mahmoud ALNAFFAR Dr. Muhammed Meşhud HAKÇIOĞLU Dr. Mehmet Şahin YAVUZER Dr. Muhammed Şehit HAKÇIOĞLU Arş. Gör. Yusuf KAĞANARSLAN Arş. Gör. Abdulkerim ÇELENK, Editor, nida akademi, İstanbul, pp.316-335, 2023

  • Publication Type: Book Chapter / Chapter Other Book
  • Publication Date: 2023
  • Publisher: nida akademi
  • City: İstanbul
  • Page Numbers: pp.316-335
  • Editors: Doç. Dr. Yunus KAPLAN Doç. Dr. Mustafa Harun KIYLIK Dr. Sevda AKTULGA GÜRBÜZ Dr. Mustafa ACAR Dr. İbrahim GÜNGÖR Dr. Nurullah YILMAZ Dr. Mazhar DEDE Dr. Abdullah SAVAS Dr. Mahmoud ALNAFFAR Dr. Muhammed Meşhud HAKÇIOĞLU Dr. Mehmet Şahin YAVUZER Dr. Muhammed Şehit HAKÇIOĞLU Arş. Gör. Yusuf KAĞANARSLAN Arş. Gör. Abdulkerim ÇELENK, Editor
  • Van Yüzüncü Yıl University Affiliated: Yes

Abstract

Tarihçi, sosyolog, filozof ve devlet adamı olarak bilinen İbn Haldûn (ö. 808/1406), çok yönlü bir bilim adamıdır. İbn Haldûn’a göre insan tabiatı gereği medenidir. Yaşadığı toplumdan etkilenir. O, düşünebilme özelliğiyle diğer canlılardan ayrılmıştır. İnsandaki fikir melekesi, hissin ötesindeki formlar üzerinde tasarrufta bulunmak; analiz ve sentez faaliyetinde bulunmasıdır. Toplumsal yapının kendine özgü sosyal kanunları vardır. Sosyal olaylar arasında bir sebepler ilişkisinden bahsedilebilir. Her ne kadar zorunluluk fikri anlamında olmasa da bu, tarihî ve beşerî olayların genel ruhuna hitabeden olaylar arasındaki genel geçer kuralları dikkate alan umran fikridir. Umran’dan amaç ise doğru ve gerçeklerin yalan ve asılsız olan haber ve rivayetlerden arındırılması, ayıklanması ve hurafelerden temizlenmesidir. İbn Haldun bu çabasını ilk olarak ilimler tasnifi ile ortaya koymaya çalışmaktadır. İslâm diniyle ilgili ilimler alanında ilim kavramı, özellikle iki temel kaynak; Kur’an ve Sünnet esas alınarak tanımlanmaktadır. İbn Haldûn’a göre ilim bir melekedir, bilgiler yığını değildir. İnsan yaşadığı toplumla etkileşim halindedir. İnanç esasları gelişen toplum şartlarıyla farklı kültürlerle karşı karşıya kalmaktadır. İslâm inançlarını savunmayı hedefleyen kelâm ilmi de bu gelişmelere paralel farklı tavırlar ortaya koymuştur. Kelam ilmi de ilimler tasnifinde ‘insana dini kuranın açıkça anlattığı belli düşünce, fikir ve işleri muzaffer kılmak ve onların aksi olan her şeyin söz ile yanlışlığını göstermek iktidarını kazandıran bir meleke’ olarak ele alınmıştır. Kelâm ilminin tarihi süreç içerisinde kaydettiği inkişafa bağlı olarak metodunda meydana gelen gelişmeler konularında da görülmektedir. Kelâm ilmi, İslâm inançlarının anlaşılması ve korunması için bir vesile olarak görülmüş, ulûhiyet, nübüvvet ve âhiret gibi kelâmî bahisler reddiye tarzında ve savunmacı bir yaklaşımla ele alınmıştır. Kelâm ilminin gayesine göre yapılan tanımında da farklılıklar görülmüştür. Kelâm ilminin tanımında gayeyi esas alan İbn Haldun, naklî ilimlerden saydığı kelâm ilmini, ‘aklî delillerle inanç esaslarını savunmayı ve selefin yolunu benimseyerek Ehl-i sünnetin görüşünden ayrılan bidatçileri reddeden’, bir ilim olarak tanımlamıştır. Ona göre imanî konuların aklî delillerle savunulmasına dinin ihtiyacı yoktur. Aklî delillerle iman konularını savunmak sonradan ortaya çıkan bir durumdur. Özellikle umranın gelişmesiyle birlikte kelâmcılar, akidelerini savunmak için felsefeye ve diğer dinlere karşı doğal ve zorunlu olarak aklî deliller kullanmışlardır. O, kelâm ilmini İslâm dininin saf akidesini savunmak için bir araç olarak görmekte, bu ilmi niçin “kelâm” denildiğinin de cevaplarını aramaya çalışmaktadır. Kelâmın sadece İslâm dışı görüş ve itirazlara karşı müdafaa edici bir yapısı olmadığı, mümini aydınlatıcı bir özelliğe sahip bulunduğu tezi de vurgulanmıştır. Kelâm ilminin konusunda meydana gelen değişikliklere rağmen bu ilmin gayesinde fazla bir farklılaşma olmamıştır. O, her şeyden önce kelâm ilminin tanımında gayeyi esas almıştır. Çalışmamızda İbn Haldun’un bu yaklaşımı incelenecektir. Tarihçi ve sosyolog yönüyle konuya niçin ‘gayeci’ yaklaştığı araştırılacaktır. Kelam ilminin geçirdiği evrelerde göz önüne alınarak İbn Haldun’un niçin gayeyi öne çıkardığı irdelenecektir. Anahtar Kelimeler: Kelam, Umran, Tevhid, Kemal, İman