BÖLGEMİZDEKİ AKCİĞER HİDATİK KİST OLGULARI VE CERRAHİ SONUÇLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ


Tezin Türü: Doktora

Tezin Yürütüldüğü Kurum: Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Cerrahi Tıp Bilimleri Bölümü, Türkiye

Tezin Onay Tarihi: 2014

Tezin Dili: Türkçe

Öğrenci: DUYGU MERGAN İLİKLERDEN

Asıl Danışman (Eş Danışmanlı Tezler İçin): Ufuk Çobanoğlu

Açık Arşiv Koleksiyonu: AVESİS Açık Erişim Koleksiyonu

Özet:

Bu çalışmamızda 2009-2013 yılları arasında Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi, Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı'nda opere edilen akciğer hidatik kist olgularını ve cerrahi sonuçlarını değerlendirdik. Eylül 2009 - Nisan 2013 tarihleri arasında Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi, Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı'nda toplam 84 akciğer kist hidatikli olgu opere edildi. Olgularımızın 41'i (%48.8) kadın 43'ü (%51.19) erkek, yaş ortalaması 23,72 15,78 idi (5-71 yaş). Hastaların 37'si (%44.04) kentsel, 47'si (%55.95) kırsal alanda yaşamakta idi. Olgular yaş, cinsiyet, sosyo-ekonomik koşullar, semptomatoloji, lokalizasyon, ek organ tutulumu, intakt ya da perfore kist varlığı, operasyon prosedürleri, preoperatif ve postoperatif komplikasyonlar açısından değerlendirildi. Hastaların %61.90 'nı öksürük şikayeti ile kliniğimize başvururken, asemptomatik olup tesadüfen tanı konulan hastaların oranı ise %19.04 idi. Akciğer kist hidatik nedeniyle cerrahi müdahale kararı alınan 84 olgunun 69'unda (%82.14) tek, 15'inde (% 17.85) multiple akciğer kist hidatiği tespit edildi. Otuziki (% 38) hastada sol akciğerde, 37 (%44) hastada sağ akciğerde ve 15 (%18) hastada da bilateral kist hidatik olduğu görüldü. Multiple kistlerle beraber kistlerin 71'i (%52.59) intakt, 64'ü (%47.40) perfore idi. Sağ akciğer üst lobta 26 (% 19.25), orta lobta 13 (% 9.62), alt lobta 48 (% 35.55) kist, sol akciğer üst lobta 16 (% 11.85), alt lobta 32 (% 23.70) kist yerleşimi tespit edildi. Seksen dört hastanın 17'sinde (%20.23) ek organ kisti olduğu görüldü. Bu hastaların 16'sında (%19.04) karaciğer, 3'ünde (%3.57) dalak, 1'inde (%1.19) beyin, 1'inde (%1.19) cilt altı + kostada hidatik kist tespit edildi. Hastaneye ilk başvuruda hastaların 3'ünde (% 3.57) pnömotoraks, 2'sinde (% 2.38) plevral effüzyon, 2'sinde (% 2.38) anafilaksi, 4'ünde (% 4.76) hidropnömotoraks, 7'sinde (% 8.33) ampiyem, 4'ünde (% 4.76) pnömoni, 8'inde (% 9.52) plevral kalınlaşma olduğu saptandı. Cerrahi müdahale olarak yetmiş dört (%88.09) hastada kistotomi+kapitonaj, 6 (% 7.14) hastada wedge rezeksiyon, 1 (% 1.19) hastada lobektomi, 1 (% 1.19) hastada segmentektomi, 2 (% 2.38) hasta da enükleasyon yöntemi kullanıldı. Bu operasyonlara ek olarak 8 (% 9.52) hastada dekortikasyon ve 4 (% 4.76) hastada ampiyem kesesi enükleasyonu yapıldı. Farklı seanslarda yapılan cerrahi müdahaleler de dahil edilerek 94 cerrahi prosedür uygulandı. Bunların 17 'si (% 18.08) posteriolateral, 65'i (% 69.14) kas koruyucu posteriolateral, 5'i (% 5.31) aksiller torakotomi, 4'ü (% 4.25) VATS, 2'si (% 2.12) torakofrenotomi, 1'i (% 1.06) ise bilateral torakotomi olmak üzere 94 cerrahi operasyon yapıldı. Olgularımızın ortalama yatış süresi 8.57 gün (3 gün-25 gün) olarak tespit edildi. Bizim olgularımızın on sekizinde erken ve geç dönem komplikasyon gelişti. Olguların altısında (% 7.14) göğüs tüpü çekildikten sonra pnömotoraks gelişti. Üçünde (% 3.57) ampiyem, ikisinde (% 2.38) yara yeri enfeksiyonu, birinde (% 1.19) bronkoplevral fistül, dördünde (% 4.76) atelektazi ve ikisinde (% 2.38) pnömoni postoperatif komplikasyonlar olarak tespit edildi. Bu çalışmamızda bölgemizde cerrahi tedavi uygulanan akciğer kist hidatik olguları epidemiyolojik olarak değerlendirilip, cerrahi sonuçları tartışıldı. Sonuç olarak akciğer hidatik kist ülkemiz için önemli sosyo-ekonomik bir sorun olmaya devam etmektedir. Benign bir patoloji olmasına rağmen çevre dokulara bası ve rüptüre olup anaflaksiye yol açabilmesi nedeniyle ciddi morbidite ve mortaliteye sahiptir. Kist hidatiğin küratif tedavisi cerrahi olup kistotomi ve kapitonaj en çok uygulanan metottur. Konservatif cerrahi yaklaşımlar güvenilir yöntemler olup, hastaların çoğunda etkilidir. Bu nedenle pnömonektomi, lobektomi veya segmentektomi gibi radikal parankim rezeksiyonlarından mümkün olduğunca kaçınılması gerektiği inancındayız.