Cumhuriyetin Köşeli Parantezi: Dindar Kadınların Kamusallaşma İmkânı Olarak Başörtüsünün Türkiye Tarihi
Mülkiye Dergisi, cilt.50, sa.1, ss.136-168, 2026 (TRDizin)
- Yayın Türü: Makale / Tam Makale
- Cilt numarası: 50 Sayı: 1
- Basım Tarihi: 2026
- Dergi Adı: Mülkiye Dergisi
- Derginin Tarandığı İndeksler: TR DİZİN (ULAKBİM)
- Sayfa Sayıları: ss.136-168
- Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Adresli: Evet
Özet
Türkiye’de başörtüsü meselesi, Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana hem siyasal alanın hem de toplumsal cinsiyet rejiminin en tartışmalı eksenlerinden biri olmuştur. Bu çalışma, başörtüsünün Türkiye’de siyasal bir imge olarak geçirdiği dönüşümü ve başörtülü dindar kadınların deneyim ve anlam dünyalarında kuşaklar arası farklılaşan karşılıklarını incelemektedir. Çalışma, dindar kadınların tarih yazımının 1990’larda yoğunlaşan yasaklar ve buna eşlik eden “mağduriyet” anlatısı üzerinden kurulduğunu; bu anlatının sıklıkla Kemalizm, elitizm ve Batılılaşma eleştirileriyle eklemlendiğini ortaya koymaktadır. Çalışmada, üç aşamalı bir dönemlendirme önerilmektedir: (i) 1960’ların sonlarından itibaren başörtüsünün kentli dindar kadınlar için yeni bir kamusal sembole dönüşmesi ve ilk kadın hareketliliğinin ortaya çıkışı; (ii) 1990’larda yasaklar nedeniyle başörtüsünün seküler–dindar geriliminin merkezine yerleşmesi, sokak eylemleri, dernekleşme ve hak temelli söylem aracılığıyla “mücadele sembolü” haline gelmesi; (iii) 2013 sonrası yasakların kalkmasıyla birlikte başörtüsünün siyasal anlamının yeniden dönüşmesi ve genç kuşaklar açısından çeşitlenmeden ziyade “parçalanma” ve kopuş dinamikleri üretmesidir. Yöntem olarak çalışma, literatür ve seçili metinleri betimsel biçimde çözümleyerek “hak ve özgürlük söylemi”, “mağduriyet anlatısı” ve “yasalaşma süreci” temaları altında sınıflandırmakta; bu temaların zaman içindeki dönüşümünü karşılaştırmalı şekilde yorumlamaktadır. Bulgular, başörtüsü mücadelesinin kuşaklar boyunca farklı mağduriyet rejimleri ürettiğini göstermektedir: İlk kuşakta devlet merkezli modernleşmenin dışlayıcı pratikleri; ikinci kuşakta hem laik aktörler hem İslamcı erkek hegemonyasıyla eşzamanlı gerilimler; üçüncü kuşakta ise yasağın yerini alan topluluk içi baskılar ve dinin siyasal araçsallaştırılmasına karşı yeni bir itiraz hattı ortaya çıkmaktadır. Bu çerçevede çalışma, başörtüsünün değişen siyasal anlamını yalnızca devlet–din gerilimi üzerinden değil, kadın bedeninin ve kadın öznelliğinin farklı iktidar biçimleri tarafından nasıl düzenlendiği üzerinden de tartışmaktadır. Böylece hem seküler modernleşmenin dışlayıcı pratiklerine hem de muhafazakâr-ataerkil yapıların kadınlar üzerindeki tahakkümüne yönelik eleştirel bir feminist müdahale geliştirmektedir. Bu yönüyle makale, Türkiye’de din, toplumsal cinsiyet ve kamusal alan literatürüne tarihsel-söylemsel ve feminist bir katkı sunmayı amaçlamaktadır.
The headscarf issue in Türkiye has been one of the most contested axes of both the political sphere and the gender regime since the foundation of the Turkish Republic. This study examines the transformation of the headscarf as a political symbol in Turkey and analyzes how its meanings have varied across generations in the experiences and interpretive worlds of pious veiled women. It argues that the historiography of pious women has largely been constructed around the bans that intensified in the 1990s and the accompanying discourse of “victimhood,” which was frequently articulated in conjunction with critiques of Kemalism, elitism, and Westernization. The study proposes a three-stage periodization: (i) from the late 1960s onward, the emergence of the headscarf as a new public symbol for urban pious women and the rise of early forms of women’s activism; (ii) in the 1990s, the politicization of the headscarf due to bans, its positioning at the center of the secular–religious divide, and its transformation into a “symbol of struggle” through street protests, associational networks, and rights-based discourse; and (iii) the post-2013 period, following the lifting of bans, during which the political meaning of the headscarf was reconfigured, generating dynamics of fragmentation and rupture rather than diversification, particularly among younger generations. Methodologically, the study employs a descriptive analysis of the literature and selected texts, classifying them under the themes of “rights and freedoms discourse,” “victimhood narrative,” and “legalization process,” and comparatively interpreting the transformation of these themes over time. The findings demonstrate that the headscarf struggle has produced different “regimes of victimhood” across generations: in the first generation, exclusionary practices of state-centered modernization; in the second, simultaneous tensions with secular actors and Islamist male hegemony; and in the third, new lines of contestation emerging from intra-community pressures and the political instrumentalization of religion. In this respect, the study approaches the changing political meaning of the headscarf not only through the lens of state–religion tensions but also in terms of how women’s bodies and subjectivities have been regulated by different forms of power. It thus develops a critical feminist intervention that addresses both the exclusionary practices of secular modernization and the domination exerted by conservative patriarchal structures over women. In doing so, the article aims to offer a historical-discursive and feminist contribution to the literature on gender, religion, and the public sphere in Türkiye.