Tasarımın Erken Aşamasında Yapay Zekâ Ajanı Destekli Dışmerkezlik Değerlendirmesi: Karşılaştırmalı Bir Vaka Çalışması
XX. MIMARLIKTA SAYISAL TASARIM ULUSAL SEMPOZYUMU, Ankara, Türkiye, 21 - 23 Haziran 2026, ss.30-41, (Tam Metin Bildiri)
- Yayın Türü: Bildiri / Tam Metin Bildiri
- Basıldığı Şehir: Ankara
- Basıldığı Ülke: Türkiye
- Sayfa Sayıları: ss.30-41
- Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Adresli: Evet
Özet
Mimarlık disiplini uzun yıllar boyunca mekânı çoğunlukla
fiziksel ve statik bir yapı olarak ele almış, insan-mekân ilişkisini ise
işlevsel ve biçimsel boyutlar üzerinden değerlendirmiştir. Son yıllarda
nörogörüntüleme teknolojilerindeki gelişmeler, mimari çevrenin insan üzerindeki
bilişsel ve duygusal etkilerinin daha ayrıntılı biçimde incelenmesine olanak
sağlamış ve nöromimarlık alanının gelişimine katkıda bulunmuştur. Bununla
birlikte mevcut nöromimarlık araştırmalarının büyük bölümü insan-mekân
ilişkisinin analizine odaklanmakta; elde edilen verileri doğrudan tasarım
sürecinin üretken girdilerine dönüştüren bütüncül modeller sınırlı kalmaktadır.
Benzer şekilde üretken tasarım yaklaşımları algoritmik ve parametrik sistemler
aracılığıyla tasarım alternatifleri üretebilmekte, ancak insanın bilişsel ve
duygusal durumlarını tasarım sürecine doğrudan dahil etmemektedir. Bu çalışma,
söz konusu boşluğa yanıt olarak nöromimarlığın analitik birikimi ile üretken
tasarım yaklaşımlarını bir araya getiren nörogeneratif mimarlık
(neurogenerative architecture) kavramını önermektedir. Araştırma, kavramsal ve
kuramsal bir çalışma olarak kurgulanmış; beyin-bilgisayar arayüzü (BCI), EEG
tabanlı tasarım, nöroadaptif tasarım, nörotepkisel tasarım ve üretken tasarım
alanlarında gerçekleştirilen çalışmalar karşılaştırmalı olarak incelenmiştir.
Bu inceleme sonucunda, insanın nörofizyolojik verilerini mekânsal üretimin aktif
girdilerinden biri olarak ele alan bir kavramsal model geliştirilmiştir.
Önerilen model, nörofizyolojik verilerin toplanması, işlenmesi, anlamlı insan
durumu göstergelerine dönüştürülmesi, tasarım parametrelerine aktarılması ve
hibrit mekânsal ortamlarda üretken sistemler aracılığıyla mekânsallaştırılması
süreçlerini tanımlamaktadır. Modelde kullanıcıdan elde edilen veriler yalnızca
analiz edilen çıktılar olarak değil, ışık, ses, görsel-işitsel atmosfer ve
mekânsal davranışları etkileyen tasarım girdileri olarak değerlendirilmektedir.
Böylece insan ve mekân arasında sürekli çalışan bir nörogeribildirim döngüsü
kurulabilmekte ve mekân kullanıcı verilerine bağlı olarak eşzamanlı biçimde
dönüşebilmektedir. Sonuç olarak çalışma, mekânı sabit bir nesne olarak değil,
insan verilerinden beslenen, kullanıcıyla birlikte evrilen ve bilişsel
durumlarla etkileşim kurabilen dinamik bir sistem olarak yeniden düşünmeyi
önermektedir. Bu yönüyle nörogeneratif mimarlık, insan deneyimi ile hesaplamalı
tasarım süreçleri arasında yeni bir ilişki kuran kavramsal bir çerçeve
sunmaktadır.
For many years, architecture has predominantly approached space as a physical and static construct, while the
human-space relationship has been evaluated primarily through functional and formal dimensions. Recent
advances in neuroimaging technologies have enabled a more detailed investigation of the cognitive and
emotional effects of architectural environments on humans, contributing significantly to the development of the
field of neuroarchitecture. However, most existing neuroarchitectural research focuses on analyzing the
relationship between humans and space, while holistic models that transform the resulting data directly into
generative inputs for the design process remain limited. Similarly, generative design approaches are capable of
producing design alternatives through algorithmic and parametric systems, yet they rarely incorporate human
cognitive and emotional states directly into the design process. In response to this gap, this study proposes the
concept of neurogenerative architecture, which brings together the analytical foundations of neuroarchitecture
and the methodological approaches of generative design. The research is structured as a conceptual and
theoretical study and includes a comparative review of studies related to Brain-Computer Interfaces (BCI), EEGbased design, neuroadaptive design, neuroresponsive design, and generative design. Based on this review, a
conceptual model is developed that considers human neurophysiological data as one of the active inputs of
spatial production. The proposed model describes a process in which neurophysiological data are collected,
processed, transformed into meaningful indicators of human states, translated into design parameters, and
spatialized through generative systems within hybrid environments. Within this framework, data obtained from
users are treated not merely as analytical outputs but as design inputs capable of influencing lighting
conditions, soundscapes, audiovisual atmospheres, and spatial behaviors. Consequently, a continuous
neurofeedback loop can be established between humans and space, allowing spatial environments to transform
synchronously in response to user data. As a result, the study proposes reconsidering space not as a fixed object
but as a dynamic system that is informed by human data, evolves together with its users, and interacts with
cognitive states. In this sense, neurogenerative architecture offers a conceptual framework that establishes a
new relationship between human experience and computational design processes.