Stres Yanıtında Baroreseptörler: Otonom Düzenleme ve Hipertansiyon İlişkisi


Arvas Ş.

Sağlık Araştırnaları 1, İsmet Meydan,Canan Demir, Editör, Özgür Yayınları, Gaziantep, ss.71-86, 2026

  • Yayın Türü: Kitapta Bölüm / Araştırma Kitabı
  • Basım Tarihi: 2026
  • Doi Numarası: 10.58830/ozgur.pub1416.c5690
  • Yayınevi: Özgür Yayınları
  • Basıldığı Şehir: Gaziantep
  • Sayfa Sayıları: ss.71-86
  • Editörler: İsmet Meydan,Canan Demir, Editör
  • Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Adresli: Evet

Özet

Stres, bireyin fizyolojik ve psikolojik bütünlüğünü zorlayan durumlar karşısında ortaya çıkan ve birçok sistemi aynı anda etkileyen çok boyutlu bir yanıt sürecidir. Stresörlerle karşılaşılması durumunda otonom sinir sistemi, endokrin sistem, bağışıklık sistemi ve kardiyovasküler sistem birlikte devreye girerek organizmanın uyum sağlamasına katkıda bulunur. Akut stres kısa vadede adaptif bir işlev görürken, kronik stres bu düzenleyici sistemler üzerinde olumsuz etkiler oluşturabilmektedir. Stres yanıtının uzun süre devam etmesi sempatik aktivasyonun artmasına, kortizol ve katekolamin düzeylerinde değişikliklere, inflamatuvar süreçlerin belirginleşmesine ve kardiyovasküler sistemin olumsuz etkilenmesine neden olabilir. Bu süreç zamanla allostatik yükü artırarak hipertansiyon, kardiyovasküler hastalıklar ve stresle ilişkili klinik tablolar açısından önemli bir risk alanı meydana getirebilir. Baroreseptörler, kan basıncında meydana gelen ani değişiklikleri algılayarak bu bilgileri merkezi sinir sistemine ileten mekanoreseptörlerdir. Karotis sinüsü ve aort arkında yer alan yüksek basınç baroreseptörleri ile atriyumlar ve pulmoner damar sisteminde bulunan düşük basınç hacim reseptörleri, kardiyovasküler dengenin korunmasında önemli rol oynar. Barorefleks mekanizması, sempatik ve parasempatik yollar aracılığıyla kalp hızı, damar tonusu ve kan basıncının düzenlenmesine katkı sağlar. Ancak kronik stres durumunda sempatik aktivasyonun uzun süre devam etmesi ve barorefleks duyarlılığında azalma meydana gelmesi, kan basıncı regülasyonunun bozulmasına ve hipertansiyon gelişimine zemin hazırlayabilir. Bu nedenle stres, otonom sinir sistemi ve baroreseptör mekanizmaları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi, hipertansiyonun psikofizyolojik temellerini anlamak açısından önem taşımaktadır.