Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu Bölgesinin Buğday Genetik Kaynakları Bakımından Potansiyeli ve Sürdürülebilir Olarak Korunması


Creative Commons License

AKTAŞ H., ÖZBERK F., Oral E. , BALOCH F. S. , DOĞAN S., DOĞAN S., ...Daha Fazla

Bahri Dağdaş Bitkisel Araştırma Dergisi, cilt.7, ss.47-54, 2018 (Diğer Kurumların Hakemli Dergileri)

  • Cilt numarası: 7 Konu: 2
  • Basım Tarihi: 2018
  • Dergi Adı: Bahri Dağdaş Bitkisel Araştırma Dergisi
  • Sayfa Sayıları: ss.47-54

Özet

Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde verimli hilal olarak bilinen yer buğdayın ilk kültüre alındığı merkez konumundadır.  Diyarbakır,  Şanlıurfa  ve  Mardin  illerinin  üçgeninde  yer  alan  Karacadağ,  buğdayın  A  ve  B genom vericileri olan diploid yabani buğday türleri  Triticum boeoticum  (2n=14, AA) ve  Aegilops speltoides
(2n=14, BB), aynı zamanda durum buğdayının yakın akrabası, tetraploid buğday türü  Triticum dicoccoides(2n=28, AABB) bakımından dünyanın en zengin bölgesi olarak kabul edilmektedir. D genom vericisi olan Aegilops tauschii türü ise Erzurum, Kars, Şanlıurfa, Şırnak, Hakkâri, Van illerinde doğal olarak yetişmektedir. Nevala Çori, Çayönü ve Göbekli Tepe gibi alanlardaki arkeolojik kazılarda da diploid ve tetraploid buğday örneklerinin  yanı  sıra  tarım  aletlerine  de  rastlanılmıştır.  Bölgede  tarımın  çok  eski  dönemlerde  yapıldığı anlaşılmaktadır. Yabani buğday türleri bakımından doğal bir laboratuvar olan Türkiye’nin güneydoğusu aynı 
zamanda,  yerel  buğday  çeşitleri  bakımından  da  zengin  bir  biyo  çeşitliliğe  sahip  olup,  Sorgül,  Havrani, Karakılçık, Aşure, Menceki, Beyazi ve daha birçok yerel çeşit günümüzde bu bölgedeki marjinal alanlarda yetiştirilmektedir.  Fakat,  dünya  gıda  güvenliği  için  hayati  öneme  sahip  buğday  genetik  kaynaklarındaki 
çeşitlilik, modern tarım teknikleri, şehirleşme, aşırı otlatma ve doğadan aşırı toplama gibi faktörler nedeniyle olumsuz olarak etkilemektedir. Verimli modern ıslah çeşitlerinin yaygınlaşması daha çok yerel buğdayların yetiştiriciliği için, Karacadağ’da yabani buğdaylara doğal bir koruma sağlayan bazalt taşların toplanıp ta rım 
alanı  açmak,  inşaat  ve  yol  yapımında  kullanılmaya  başlaması,  bu  yöredeki  yabani  buğdaylardaki  genetik çeşitlilik  için  büyük  tehdit  olarak  görülmelidir.  Genetik  kaynakların  in-situ  (doğal  habitat  içinde  koruma) 
koruma altına alınması için birtakım uygulamalar gerektirirken, aynı zamanda  ex-situ  (doğal habitat dışında) koruma  ile  tohum  gen  bankalarında  muhafazası  ve  bu  genetik  kaynaklardaki  gen  allellerinin  tespiti  ve 
karakterizasyon  işlemleri  hayati  bir  öneme  sahiptir.  Bu  çalışmada,  FAO  tarafından  desteklenen  proje kapsamında  2009-2014  yıllarında  yerel  buğdayların  toplanması  sırasında  yapılan  gözlemlerden  elde  edilen 
veriler ışığında, Güneydoğu Anadolu bölgesinin buğday genetik kaynakları bakımından potansiyeli, ülkemiz ve  dünya  gıda  güvenliği  açısından  önemi  ve  bu  kaynakların  sürdürülebilir  bir  koruma  altına  alınması  için 
yapılması gerekenler konu alınmıştır.

Southeastern Anatolia Region, the place known as fertile  crescent is the center where wheat was first cultured.  Karacadağ Montainis located in a triangle between Diyarbakır, Şanlıurfa and Mardin  provinces is considered  one  of  the  richest  parts  of  the  world  for  A  and  B  genome  donors  of  wheat  namely  Triticum boeoticum  (2n= 14, AA) and  Aegilops speltoides  (2n= 14, BB), and also of tetraploid wild wheat  Triticum dicoccoides (2n= 28, AABB).Progenitor of D genome of wheat, Aegilops tauschiioccus in Erzurum, Kars, Şanlıurfa, Şırnak, Hakkari
and Van provinces of this region. Diploid and tetraploid wheat sample found in archaeological excavation in Nevala  Çori,  Çayönü  and Göbekli Tepe  indicated that this region is the  first domestication area of  wheat. 
Southeasten Turkey holds also huge biodiversity of wheat landraces such as Sorgül, Havran, Karakılçık, Aşure, 
Menceki, Beyazi  that  are grown in marginal area of this region. Now a days, genetic diversity in wild and landraces  of  wheat  decreasing  because  of  extensive  agriculture  activities,  heavy  grazing  and  urbanization. 
Basaltic stones and rocks provide a perfect shelter for wild wheat relatives. Removal of these stones and rock to open field for high yielding varieties is one of the major threats on wheat land races and wild wheat species. In-situ  and  ex-situ  conservation  as  well  as  characterization  and  identification  genes  alleles  are  of  vital 
importance.  We  used  the  data  obtained  from  a  project  supported  by  FAO,  which  aimed  at  collecting  and determining wheat land races of Turkey between 2009-2014 years. Based on the observations we summarized the significance of South East part of Turkey from the viewpoint of wheat genetic resources for food safety. 
Ways and means of sustainable conservation of these resources are also discussed