Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, sa.46, ss.77-97, 2025 (TRDizin)
Diyalektik kavramı felsefe bilimine ait gibi görünse de esasen sosyal yaşamı anlamlandırma noktasında diyalektik süreçleri yaşamın her alanında görebilmek mümkündür. Diyalektik düşünceye tarihsel olarak ilk kez Herakleitos’ta rastlanmaktadır ve “karşıtların birliği” ilkesi Herakleitos’ta en sık karşılaşılan diyalektik ilkedir. Karşıtların birliği, birbirine karşıt iki olgunun zamanla birbirini tamamlayacağı ve birlikte, kendilerinden tamamen farklı, yeni bir olgu üretecekleri süreci ifade etmektedir. Daha kapsamlı bir biçimde, var olabilmek için birbirine ihtiyaç duyan karşıt olguların mücadeleye girerek yeni bir olgu oluşturmaları şeklinde ifade edilebilecek olan diyalektiği aynı zamanda bir düşünme biçimi olarak ele almak, kavramın tarihsel süreçte farklı bağlamlarda kullanılmasını ve günümüze kadar etkin bir şekilde ulaşmasını sağlamıştır. Bir diğer ifadeyle kavramın, hayatın her alanını içerisine alabilecek kadar geniş olması, onun esasen bir düşünme biçimi olması özelliğine dayanmaktadır. Buradan hareketle çalışmada, sosyoloji bilimi içerisinde de sıklıkla kullanılan bir kavram olan diyalektiğin, sosyolojik bağlamda kullanımı üzerinde durulmuştur. Bununla birlikte bireysel ve toplumsal yaşamın inşa edilmesi sürecinde önemli bir olgu olarak karşımıza çıkan, özellikle günümüz toplumlarında, geleneksel ve modernin birleşimi noktasında eklektik bir görüntü sergileyen dinin, söz konusu görüntüsünü oluşturma süreci, diyalektik düşünme biçimi çerçevesinde incelenmeye çalışılmıştır. Bir diğer ifadeyle “dinin ortaya koyduğu söz konusu bu eklektik görünüm, diyalektik sürece dayalı bir biçimde incelenebilir mi?” sorusu, araştırmanın en temel problemini oluşturmaktadır. Buna göre araştırmanın amacının, dinin sergilediği eklektik görünümün diyalektik süreç üzerinden ele alınması olduğu söylenebilir. Çalışma bu doğrultuda nitel araştırma yöntemi çerçevesinde, durum çalışması deseni esas alınarak yürütülmüştür. Bu desenle gerçekleştirilen araştırma neticesinde ilkin çalışmanın temel kavramlarından biri olan diyalektiğin tarihsel açıdan ortaya çıkışı Georg W. F. Hegel bağlamında ele alınmış, kavramın sosyolojik kullanımı noktasında ise Karl Marx esas alınmıştır. Bunu takiben kavramın sosyolojik kullanım biçimleri Peter L. Berger ve Thomas Luckmann’ın “Gerçekliğin Sosyal İnşası” tezi ile George Herbert Mead’in “Benliğin Sosyal İnşası” tezi özelinde ele alınmıştır. Son olarak ise gerçekliğin sosyal inşası ile benliğin sosyal oluşumu tezleri doğrultusunda toplumsal olguların diyalektik sürece dayanan inşası üzerinden günümüz toplumlarında dinin bir sosyal gerçeklik olarak var oluşu, eklektik sekülerleşme paradigması çerçevesinde incelenmiştir. Bir diğer ifadeyle geleneksellik ile modernite arasında, bir yanda geleneksel kimliğini muhafaza etme, öte yanda modern toplumla uyumlanma yönünde eklektik bir görüntü sergileyen dinin, söz konusu görüntüsünü oluşturma biçiminin, diyalektik süreç üzerinden ele alınıp alınamayacağı sorusu, sosyolojik düzlemde tartışılmıştır. Çalışmada din ile modernitenin varlıklarını sürdürebilmek adına karşılıklı bir bağımlılık içerisinde oldukları ve bu ilişkinin diyalektik bir çerçevede açıklanabileceği sonucuna ulaşılmıştır.