İşlevsel Halkbilimi Kuramında Efsaneler ve İlhan Başgöz'ün Kuramsal Tespitleri


Creative Commons License

Bazancir R.

in: Sosyal Bilimler Alanındaki Gelişmeler 2, Dr. Öğr. Üyesi Oğuz Han ÖZTAY,Dr. Öğr. Üyesi Serap SARIBAŞ, Editor, Duvar Yayınları, İzmir, pp.659-682, 2022

  • Publication Type: Book Chapter / Chapter Research Book
  • Publication Date: 2022
  • Publisher: Duvar Yayınları
  • City: İzmir
  • Page Numbers: pp.659-682
  • Editors: Dr. Öğr. Üyesi Oğuz Han ÖZTAY,Dr. Öğr. Üyesi Serap SARIBAŞ, Editor
  • Van Yüzüncü Yıl University Affiliated: Yes

Abstract

Folklor Nedir? sorusuna: “Folk”= halk, “lore”= bilgi sözcüklerinin bir araya gelmesiyle
kurulan ve 1846 yılında William Thoms tarafından ilk defa kullanılan
folklorun ne olduğunu tarif etmek için çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Araştırıcıların
bir bölümü tariflerine “lore”, yani “bilgi” sözünü temel almışlardır; başka
bir bölümü de “folk”, yani “halk” sözcüğü üzerine tarif ve tanımlarını kurmuşlardır.
“Bilgiyi” tarif için temel alanlar onu kökeni, biçimi, işlevi ve bir insandan
ötekine aktarılması bakımından tarif etmişlerdir. Bununla beraber folklorcuların
üzerinde anlaştığı bir tarif henüz bulunmuş değildir.
Folklorun ne olduğu konusunda her ülkede farklı görüşler yer almaktadır. Tek
bir ülkenin halkbilimcileri arasında bile fikir birliği bulmak kolay değildir. Standard
Dictionnary of Folklore, Mythology and Legend (Standart Folklor, Mitoloji
ve Efsane Sözlüğü) (1972: 13) adlı kitapta 21 folklor tarifi verilmiştir. Bu bile
anlaşmazlığın en iyi örneğidir. Folklorun en yaygın olan özelliği olarak, onun insanlar
arasında sözlü olarak yaşadığı kabul edilmektedir.
Alan Dundes (1965:4)’tan özetlenecek olursa: Bu sözlü olma durumu bizi,
bazı kuramsal güçlüklere götürebilmektedir. İlk olarak, yazının daha ortaya çıkmadığı
ilkel toplumlarda (bunu antropologlar “nonliterate” (okur-yazar olmayan
toplum diye tanımlamaktadırlar) bütün kültür sözlü olarak bir insandan ötekine
aktarılırdı. Ana dili öğrenmek, avcılığı öğrenmek, evlenmede uyulacak kuralları
bilmek bir kuşaktan ötekine sözlü olarak geçerdi. Bu kültür öğelerine pek az insan
folklor malzemesi diyebilmektedir. Yazıyı bilen ve kullanan kültürlerde bile,
bir traktörün, bir diş fırçasının nasıl kullanılacağı sözlü olarak öğrenilirdi, ama
bunlar folklor konusu değildir. Şunu belirtmek gerekmektedir ki, folklordan başka
konular da sözlü olarak öğrenilebildiği için, folkloru sadece sözlü yaşama ve
yayılma olarak tarif etmek, yeterli değildir.
Folklor alanında geliştirilen kuramlar(teoriler) iki ana temel üzerine oturmaktadır.
Bunlar Emil Durkheim (1960:27)’le Sigmund Freud’un görüşleridir. Bunlara
kişisel ve sosyal yorumlar denilebilir. Bu konuda öncü, çağdaş sosyolojinin kurucusu
Emile Durkheim’(1858-1917)dir. Bu Fransız sosyal bilimci, bir toplumda
sosyal olayların ve kurumların birbiri ile bağlantılı olduklarını, bunların bir bütün
oluşturduğunu ilk defa ileri sürmüştür. Durkheim’a göre bunların katkısı sosyal
yapının düzenli çalışmasını sağlamaktadır.
Buna göre Freud nasıl cinseli Tanrılaştırmışsa, yani kişiyi olayların açıklaması
için, temel almışsa, Durkheim da toplumu tanrılaştırmış, her sosyal ve psikolojik
olayı toplum etkisi ile açıklamıştır. Durkheim’e göre, ilk kutsal obje olan Totem
662
toplumun simgesinden başka bir şey değildir. Ona göre başka semboller de kollektif
simgelerdir. Bunlara değer ve kutsallık kazandıran sadece toplumsal ortak
bilinçtir. Freud insanın kendini öldürmesini ruhsal bir hastalık sayarken Durkeim
bunun sosyal yapıya bağlı bir problem olduğunu ileri sürmektedir. İnsanın kendini
öldürmesi Durkeim’a göre toplumla uyum sağlayamamış olmasıdır.
Kuram ve yöntem konusunda anlaşılması gereken önemli hususlardan biri de
hiçbir kuramın bir kültürü eksiksiz izah edemeyeceğidir. Kuram, çevrede olup
bitenlerin değerini ve anlamını kavramak için bir bakış açısıdır, bir genel yorum
teklifidir. Buna realitenin sosyal bir yapıya kavuşturulması (yeniden inşa edilmesi)
de denilebilmektedir.
Önerilen bakışın kuram olabilmesi için tek bir kültüre değil dünyadaki bütün
kültürlere uygulanabilmesi gerekmektedir. Buna ek olarak sosyal bilimlerde kuramın
değişmesi araştırmalarla kanıtlanabilir olmasına bağlıdır. Sosyal bilimlerde
deneyle varılan genel kanunlar yoktur. Kuramın benimsenmesini ve tutunmasını
ancak sosyal bilimlerdeki araştırmaların güvenilirliği sağlayacaktır. Bunun
için George Dumezil’in görüşünün doğru olduğu düşünülmektedir. Dumezil’e
göre sosyal bilimlerde en sağlam kural 15 yıl yaşayıp, sonra yerini yeni bir kurala
bırakmaktadır.
Masal gibi, efsane gibi, halk hikayesi gibi türler zihinde sözlü bir çerçeve halinde
saklanmaktadır. Bu onların en önemli özelliklerinden biridir. Böyle geleneksel
ürünler zihinde son biçimi ile korunmaz, onun dili de, yapısı da ancak gösterim
sırasında son biçimini alır. Bu biçim ikinci defa aynen tekrar edilemez. Yani
gösterimin en eski ve değişmeyen bir biçimi (ur- form) yoktur. Yeni kayıt tekniklerinin
ortaya çıkması bir gösterimi bütünü ile kaydetmeyi mümkün kılmaktadır.
Tarafımdan derlenen efsane metinleri de anlatıcının ruh haline, beklentisine ve
karşısındaki derleyiciye güvenine göre içerik olarak değişime uğrayabilmektedir.