5. Kent Araştırmaları Kongresi Kentleşme ve Yaşam Kalitesi, Ankara, Türkiye, 7 - 09 Ekim 2020, ss.49-51, (Özet Bildiri)
Kentlerin fiziksel dokusu kentte yaşayan toplumun sosyal yapısını yansıtmaktadır ve topluma ait kültürel izler (geçmiş uygarlıkların mimari üslupları, yaşam biçimleri, mekân kullanışları gibi) taşımaktadır. Tarihsel süreçte insanların yerleşik hayata geçmesiyle birlikte ortaya çıkan kentler, günümüze kadar çeşitli değişim ve dönüşümler geçirmiştir. Bu süreçte değişen ekonomik, politik yapı ve teknoloji ile birlikte yaşam biçimleri etkilenmiş, buna bağlı olarak da mekân ihtiyaçları ve kullanım biçimleri değişmiştir. Ancak kentlerin gelişimlerine yön veren planlama sürecinde yaşanan sorunlar (plan değişiklikleri, imar yasa ve yönetmeliklerinin getirdiği yerleşimlerin özgün karakterlerini göz ardı eden tek tip planlama yaklaşımı gibi) kent formunun biçimlenmesini ve geleneksel kent dokusunu etkilemektedir. Bu çalışmada koruma amaçlı imar planlarının geleneksel kent dokularının korunmasındaki rolü, Bitlis kenti özelinde irdelenmiştir. Çalışmada izlenilen yöntem tarihsel süreci incelemek ve bu süreçte tarihi çevrenin korunamama nedenlerini belirlemektir. Koruma amaçlı imar planlarının hazırlanması, uygulanması ve denetimi tarihi çevrenin ve geleneksel kent dokularının korunmasının en önemli araçlarından biridir. Bu nedenle ilk olarak kentin fiziksel oluşum ve gelişim süreci, günümüze kadar yapılmış imar planları, hava fotoğrafları, doku analizleri ve resim–fotoğraf gibi görsel materyallerden yararlanılarak incelenmiştir. İkinci olarak geleneksel dokuyu oluşturan yapıların mimari özellikleri (plan şemaları, mimari elemanları, üst örtüleri ve cephe düzenleri), çevresel ve işlevsel özellikleri incelenmiştir. Son olarak da koruma amaçlı imar planı kararlarının, tescilli yapıları koruma sürecindeki etkisi ve yeterliliği tartışılmıştır. Bu çalışmanın amacı yeni bir kuram ortaya koymak veya bir kurumu, bir yönetimi ya da plan müellifini eleştirmek değil, planlama ve uygulama sürecinde geleneksel dokunun korunamamasına neden olan etmenlere yönelik bir sistem kurgusu içerisinde ilke önerileriortaya koymaktır. Bitlis kenti doğu ile batıyı birbirine bağlayan eski ticaret yolları üzerinde yer almaktadır. Bu nedenle geçmişte ticaret ve konaklama merkezi işlevine sahip olmuştur. Tarihsel süreçte farklı uygarlıkların egemenliği altında gelişen kentte farklı dönemlere ait kültürel ve mimari izler yer almaktadır. Bitlis’in kent dokusunun oluşumunda etkili olan doğal eşikler aynı zamanda planlamayı da yönlendiren en önemli unsurdur. Kent, doğal eşikler nedeniyle vadi ve ulaşım aksları boyunca doğrusal gelişim göstermiştir. Bitlis’in geleneksel dokusu tarihi cami, medrese, han ve hamam gibi yapıların yanı sıra çok sayıda sivil mimarlık örneği evlerden oluşmaktadır. Tarihi dokuda sıkça gözlemlenen düz damlı yapıların oluşturduğu doku bölgeye özgü bir yapılaşma ortaya çıkarmaktadır. Organik dokuya sahip olan tarihi çevrede mimari yapı, yörede bulunan malzeme kullanılarak yığma tekniğiyle inşa edilmiş ve topoğrafyaya uyumlu şekillenmiştir. Tarihi dokuda yer alan yapılar; doğal çevre ile uyumlu bir bütünlük içinde yer almakta, yamaçlar boyunca birbirleri ile ilişki kurmakta, bitişik ve yoğun bir doku oluşturmaktadır. Kent, süreç içinde geçirdiği değişimle birlikte geleneksel dokunun izlerini günümüzde de taşımaktadır. Kentin planlama süreci incelendiğinde günümüze kadar dört plan yapıldığı ancak gerek plana aykırı uygulamaların yapılması gerekse de imar planı değişiklikleri ile yeni uygulamalar yapılması sonucunda planların uygulamasının önerilen şekliyle yürütülmediği anlaşılmaktadır. Bitlisin imar planı süreci değerlendirildiğinde iki farklı sonuç karşımıza çıkmaktadır. Bunlardan birincisi, planlama alanı içerisinde plana aykırı gelişmeler; ikincisi ise planlama alanı dışındaki gelişmelerdir. Bu süreçte her ne kadar 1998 yılında onaylanmış koruma amaçlı imar planı olsa da çoğu sivil mimarlık örneklerinden oluşan geleneksel doku korunamamıştır. Geleneksel dokunun korunamama nedenleri ise üç temel başlık altında karşımıza çıkmaktadır. Bunlardan birincisi; yönetimlerin mevzuatı uygulamaktaki isteksizlikleri, ikincisi mülkiyet sahiplerinin koruma konusundaki bilinçsizliği ve farkında olmayışı, üçüncüsü ise ekonomik yetersizliklerdir. Sonuç olarak geleneksel yöntemlerle inşa edilmiş yapıların bakım ve onarım sürecinde geleneksel yöntemlerin uygulanmasındaki teknik yetersizlikler, kalifiye ustaların bulunamayışı, projelendirme aşamasından başlamak üzere uygulama ve denetleme sürecindeki eksiklikler nedeniyle Bitlis kentinin geleneksel dokusunu oluşturan tarihi yapıların birçoğu zarar görmüştür. Ayrıca süreç içinde gelişme alanlarındaki kat artışları ve yeni yapılaşma tarihi dokunun algılanabilirliği başta olmak üzere özgün niteliklerinin kaybolmasına neden olmuştur. Yeni koruma amaçlı imar planı hazırlamadan önce öncelikle tarihi yapıların mevcut durumu detaylıca analiz edilmeli, mimari elemanların korunmasına yönelik mimari projeler hazırlanmalı ve sözkonusu yapıların sürekliliğini sağlamak için ilgili mevzuat çerçevesinde mimari projeye altlık oluşturacak temel koruma kararları alınmalıdır.