ORTA ASYA'DAN ANADOLU’YA GÖÇ SONRASINDA TÜRKLERİN YAŞADIĞIKÜLTÜR DEĞİŞİMLERİNİN VE GÖÇ UNSURLARININ BAZI FOLKLORİKMETİNLERE YANSIMASI


Creative Commons License

Bazancir R.

TÜRÜK, no.33, pp.108-122, 2023 (Peer-Reviewed Journal)

  • Publication Type: Article / Article
  • Publication Date: 2023
  • Doi Number: 10.12992/turuk1315
  • Journal Name: TÜRÜK
  • Journal Indexes: EBSCO Education Source, Index Copernicus, Asos İndeks, Sobiad Atıf Dizini
  • Page Numbers: pp.108-122
  • Van Yüzüncü Yıl University Affiliated: Yes

Abstract

It is a complex event for a cultural element to migrate to another society, to affect a new society and to be adopted by that society. This cultural migration event has been researched by anthropologists since the 19th century, theories have been put forward and discussions have been made on this subject. The point that interests us the most from the conclusions reached is the following: Cultural elements that migrated to new environments were accepted by people in a new social and natural environment, and they were attributed to human personality. For example, heroic epics are accepted as the most dominant literary genre of nomadic society. The Turks in Asia created the world's greatest epic tradition. Music, poetry, proverb, legend, history, society's ethnography and beliefs find their expression in these epics. The literature created by our minstrels, who migrated from Central Asia to Anatolia and adapted to Anatolia's rich oral culture tradition, consists of love stories, which is a mixture of poetry and prose. These love stories give us another example of the synthesis between nomadic and settled culture. The texts created after cultural migrations and cultural influences clearly show us how cultural change is reflected from oral tradition to written works, and what kind of changes it has undergone over time.

Bir kültür ögesinin başka bir topluma göçmesi, yeni bir toplumu etkilemesi ve o toplum tarafından benimsenmesi karmaşık bir olaydır. Bu kültürel göç olayı 19. yüzyıldan itibaren antropologlar tarafından araştırılmış, bu konuda teoriler ileri sürülmüş ve tartışmalar yapılmıştır. Varılan sonuçlardan bizi en çok ilgilendiren nokta şudur: Yeni çevrelere göçen kültür ögeleri yeni bir sosyal ve doğal çevrede insanlar tarafından kabullenilip, insan kişiliğine mal edilmiştir. Örnek verilecek olursa, kahramanlık destanları göçebe toplumun en baskın edebiyat türü olarak kabul edilmektedir. Dünyanın en büyük destan geleneğini Asya’da Türkler yaratmıştır. Müzik, şiir, atasözü, efsane, tarih, toplumun etnografyası ve inanışları bu destanlarda ifadesini bulmaktadır. Orta Asya’dan Anadolu’ya göçen ve Anadolu’nun zengin sözlü kültür geleneğine uyum sağlayan âşıklarımızın yarattığı edebiyat, şiirden ve şiir nesir karışımı bir tür olan aşk hikayelerinden oluşmaktadır. Bu aşk hikayeleri bize göçebe ve yerleşik kültür arasında kurulan sentezin başka bir örneğini vermektedir. Kültür göçlerinden ve kültür etkilenmelerinden sonra oluşturulan metinler, kültürel değişimin sözlü gelenekten yazılı eserlere nasıl aksettiğini, zaman içinde ne gibi değişimlere uğradığını bizlere açıkça göstermektedir.