TARIM VE HAYVANCILIKTA DEĞİŞEN DİNAMİKLER: İKLİM, TEKNOLOJİ VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK , Yusuf UZUN,Şeyda ÇAVUŞOĞLU,Bulut SARĞIN, Editör, İksad Yayınevi, Ankara, ss.234-259, 2025
Küresel ölçekte artan nüfus, sanayileşme, ilaç ve kimyasal üretimindeki çeşitlilik, çevreye yeni türde kirleticilerin girmesine yol açmıştır. Bu bağlamda “ortaya çıkan kirleticiler” (emerging contaminants – ECs) terimi, geleneksel izleme ve mevzuat sistemlerinin kapsamı dışında kalan, fakat çevresel ve biyolojik etkileri giderek önem kazanan bileşikleri tanımlamak için kullanılmaktadır (Li ve ark., 2024). EC’ler arasında ilaç kalıntıları, veteriner tıbbi ürünleri, endokrin bozucu kimyasallar, nanomalzemeler, mikro/nanoplastikler, alev geciktiriciler, pestisit türevleri ve yeni mykotoksinler gibi çok çeşitli gruplar yer almaktadır. Bu bileşiklerin ortak özelliği, genellikle düşük derişimlerde bulunmalarına rağmen uzun süre çevrede kalabilmeleri, biyobirikim gösterebilmeleri ve karmaşık toksik etkiler yaratabilmeleridir. Geleneksel su ve yem kalite izleme sistemleri çoğu kez bu maddeleri tespit etmek için yeterli duyarlılığa sahip değildir. Son yıllarda analitik kimya alanında kaydedilen ilerlemeler (örneğin LC–MS/MS, yüksek çözünürlüklü MS, sensör teknolojileri) sayesinde çevresel örneklerde ng/L düzeyinde bile EC’lerin varlığı doğrulanabilmiştir (Patel ve ark., 2019). EC’lerin önemi yalnızca çevre toksikolojisi ile sınırlı değildir; tarımsal üretim, gıda güvenliği ve halk sağlığı üzerinde de çok katmanlı etkiler yaratmaktadır. Hayvan besleme sistemleri, bu kirleticilerin çevreden biyosfere geçişinde kilit bir “ara basamak” niteliğindedir. Tarım arazilerinin sulanması, organik gübrelerin ve biyokatıların yem bitkisi üretiminde kullanılması, kirleticilerin doğrudan hayvan diyetine karışmasına neden olmaktadır (Kolawole ve ark., 2024). Modern hayvancılıkta kullanılan karma yemler çok farklı kaynaklardan gelen bileşenlerin karışımından oluşur; bu da kontaminasyon riskini artırır. Özellikle ithal soya küspesi, mısır gluteni, balık unu, melas gibi bileşenlerde antibiyotik, pestisit ya da endokrin bozucu kalıntılarına rastlanabilmektedir (Zhang ve ark., 2022). Ayrıca, içme ve sulama sularında görülen farmasötik kalıntılar, polimer türevleri ve deterjan bileşenleri de hayvanların su tüketimi yoluyla sistematik maruziyet yaratır (FAO, 2021).